Perşembe, Ocak 24, 2013

Ugur Mumcu; Bugun Bir Kosesi Olsa ne de Guzel Olurdu


Nils FILMER, Bodrum

‘Bir Pazar Sabahıydı Ankara Kar Altında
Zemheri Ayazıydı Yaz Güneşi Koynunda
Ucuz Can Pazarıydı Kalemim Düştü Kana
Zalımlar Pusudaydı Bedenim Paramparça
Ucuz Can Pazarıydı Kalemim Düştü Kana’

Selda Bagcan’in sesinden Ugurlar Olsun’u dinleyip de gozlerin dolmamasi, bogazin dugumlenmemesi mumkun degildir her 24 Ocak’ta.. Sozleri Ali Cinar’a ait bu agit 20. Yildonumunde usta kalemin ardindan bir kez yakilacak, Ankara’da, Istanbul’da, Kirsehir’de, Bodrum’da, Diyarbakir’da, Izmir’de, kisacasi tum Turkiye’de.. Yillanan bir sarap gibi, yazilari, arastirmalari, fikirleri her gecen yil biraz daha degerleniyor.. Cunku o, olmeden önce hep bugunleri yazdi.. Ulkenin ekseniyle ilgili kimsenin hayal dahi etmedigi seyleri bir kahin gibi cozumledigi halde, bircok kisi ancak bugun onun yazdiklari gerceklesince anladilar onu. O, kalemini kiranlarin ‘Sakincali’ gordugu bir ‘Piyade’ydi..


Hainlerin kiydigi bu can icin, oldugu gunden bugune kadar bir tek sey degismedi.. Sevenlerinin bitmek bilmeyen adalet arayisi, ve protestolarla Ugur Mumcu Cinayeti’nin 20 yildan sonra hala bir faili mechul olarak cozulememis olmasi..Suleyman Demirel’in basbakanligi doneminde islendi bu cinayet.. Ardindan Erdal Inonu, Tansu Ciller, Mesut Yilmaz, Necmettin Erbakan, Bulent Ecevit, Abdullah Gul ve en son da Recep Tayyip Erdogan hukumetleri bu demokrasi sehidinin kemiklerini sizlattilar hep.. Gelen her hukumet, Ugur Mumcu ve benzer cinayetlerin cozulecegi sozunu vermesine ragmen, nedense su komik gercek hicbir zaman degismedir.. Bir mahallede, bir koyde, ya da kasabada yasanan herhangi sebepli adi bir cinayet, failinin kim oldugunu bulmak ne kadar zor olsa da cogu zaman cozulur.. Ancak is, Ugur Mumcu gibi isik sacan bir kalem soz konusu olunca, yazdigi kitaplarda Cumhuriyet’e kimlere ragmen bekcilik yaptigi apacik ortadayken onun faili hicbir zaman bulunamadi, yakinindan bile gecilemedi.. Hicbir savci bu olayi aydinlatma icgudusuyle sonuna kadar gitmedi.. Basinin takibi hep belli bir noktada tikandi.. Turkiye tam anlamiyla 3 maymunun sahnelendigi bir tiyatronun dekoru oldu bu gecen 20 yilda..

Ugur Mumcu, 06 YR 245 plakali Mavi Renault’sunun kontagini son kez cevirdiginde oglu Ozgur Mumcu 16, kizi Ozge Mumcu ise 12 yasindaydilar.. Bugun ikisi de mesleklerinde basarili bireyler oldular.. Simdi bayragi babalarindan onlar devraldilar, ve anneleri Guldal Mumcu tabiki.. 20 yilin ardindan, devlet failleri ariyor.. Ele gecen, aileye ufak da olsa bir teselli verecek herhangi bir zanli, bir mahkumiyet yok.. Bunun yerine 20. yilda devlet aileye 06 YR 245 plakali Mavi Renault’nun patlamadan arta kalan hurda yiginini vermeyi uygun gordu.. Yasadigimiz ulke iste boyle bir yer, maalesef..


(1984 yilinda Londra ziyareti sirasinda Ugur Mumcu’nun, BBC Turkce Servisi’nden Nuri Colakoglu ve Ayca Abakan’a verdigi roportaji asagidaki linkte okuyabilirsiniz.)


Yazdigi kitaplarda, arastirdigi dosyalarda ustune gittigi karanlik odaklardan hicbir zaman korkmadi Mumcu.. Yazdi, yazdi, bir daha yazdi.. Ve o yazdikca biz ogrendik.. Gecen 20 yilda, onun kaleme aldigi iddialar bugun gun gibi ortada.. Hicbir zaman da yalanlanamadi.. Cunku biz onun yazdigi gelecegi yasiyoruz bugun.. Tipki 1978’de yazdigi gibi, o zaman da hakli cikmisti.. Ne mi demisti Ugur Mumcu o yazida? ‘Biz unutkan bir ulusuz. Unutuyoruz olup bitenleri, unutuyoruz ve ogullari kizlari olen ana babalari, kanli gozyaslariyla basbasa birakip gidiyoruz..’

Dusunuyorum da, Ugur Mumcu bugun yasasaydi ve bir kosesi olsaydi ne guzel olurdu.. Ama urkuyorum, bu kose bir gazetede mi olurdu, yoksa bir mapushanede mi, gercekten bilemiyorum?

Nils Filmer

Çarşamba, Ocak 23, 2013

Galatasaray’a Adanan Bir Hayat: Özhan Canaydın

Nils FILMER, Bodrum

Ozhan Canaydin’i, dogumgununde (23 Ocak) anmak sebebiyle bu satirlari yazmaya basladigim anda, kotu haber Istanbul’dan geldi.. Karanlik geceyi aydinlatan, ama Ozhan Bey’i guzel dusuncelerle yad etmeyi dusundugum aydinlik duygularla dolu icimi karartan bir haberdi bu.. Galatasaray Universitesi Binasi yaniyordu.. O da, Istanbul’daki bircok ahsap bina ile ayni kaderi paylasti.. Tarihi bina, icinde Istanbul’un degisimini barindiran ruhuyla birlikte ucup gitti birkac saat icinde.. Turk Sporu’nda amator ruhu yasatmak icin ve onun Galatasaray’a katkilarini onurlandirmak icin adina verilen, Ozhan Canaydin  Spor Odulleri icinde Galatasaray Universitesi’nin de en basarili amator sporcusuna veriliyordu bu odul..

Bu sanssiz tesadufu bir kenara birakip, Ozhan Canaydin’a donelim istiyorum..

Turk spor medyasinda ve spor kamuoyunda olimpik ruh ve amator spor bilinci pek yayginlasmamis oldugundan dolayi, baskanllik gorevi yaptigi sure boyunca cogu zaman Ozhan Canaydin basarisiz bir baskan olarak lanse edilmisti.. Halbuki Turkiye’nin 1 numarali sporu olan futbolun en rekabetci ve basarili 3 kulubunden birinin (alfabetik siralayla Besiktas, Fenerbahce ve Galatasaray) baskaniydi o.. Galatasaray Liseli’ydi Canaydin, ama futbol kokenli degildi.. 1957’de henuz 14 yasindayken 155 sicil numarasiyla, Galatasaray’in en genc kulup uyesi olmustu..  Daha sonra yillarini verecegi ve her zaman cok sevdigi basketbol ekolunden geliyordu.. 1962 yilinda Avrupa Genc Milli Takimlar Sampiyonu olan Turk Milli takimi’nin bir parcasiydi ayni zamanda..

 
Ama bircok taraftarin, ve spor camiasinin cogu zaman anlayamadigi, onun kalbinde tasidigi amator spor ruhu belki de futboldan degil de iste bu basketboldan gelmesinden dolayiydi.. Beyefendi durusu ve cagimizda artik nadiren rastladigimiz centilmen kisiligiyle spor camiasindaki varligi Turk sporunun sansiydi.. Ezeli rakip Fenerbahce’nin, Galatasaray’I 6-0 yendigi o tarihi macta rakibin gollerini alkislamasi onun, kendi kulubu icinde en anlasilamadigi hareketi olmustu.. Halbuki bu ornek hareketiyle esas alkislanmayi hakeden kendisiydi.. Cunku normal olan bir tebrik jestini gormeyeli o kadar uzun bir zaman olmustu ki, bunu zihinlere kazimak ancak 6-0 gibi bir hezimetle olabilirdi, bir kez daha tesekkurler Canaydin’a.. Zaten daha sonra da yilin Fair Play odulune layik gorulecekti bu hareketiyle..

O yillarini verdi Galatasaray’a.. Modern bir stad yapmak icin gecesini gunduzune katarak mesai harcadi Ozhan Baskan.. Canaydin, ayni zamanda Bursali basarili bir sanayiciydi.. Galatasaray sevgisi o kadar yuceydi ki, Bursa’daki tekstil fabrikasinin, sirketlerinin yonetimini degerli yoneticilere devrederek tum mesaisini Galatasaray’a ayirmaya karar verdi.. Ama is dunyasi ve Galatasaray ile beraber 3. bir cephe daha acilmisti Canaydin’in hayatinda.. O artik pankreas kanseriyle de savasacakti..

Ticari islerini artik bir kenara koyan Ozhan Canaydin icin kum saati akmaya baslamisti; kumlar saatin ustteki stad projesi haznesinden, hizla alttaki kanser haznesine dogru suzuluyordu.. Insaat, finansal yetersizlikler, projedeki aksakliklar maalesef onu en cok dinlenmeye ihtiyac duydugu zamanlarda bir hayli yipratti.. Ama Galatasaray sevgisi bir kez daha agir basti ve o savasini surdurdu, ama bitirmeyi  cok arzuladigi Arena stadinin  acilmasini goremeden hastaligina yenik dusmesi de dunyanin adil olmayan zamanlamalarindan biriydi iste.. Oglu Murat Canaydin, ‘ Babam Arena stadinda bir mac izlemek icin canini verirdi. Aslinda bir bakima da öyle oldu’ diyerek herseyi ozetliyor aslinda.. Yine gecigimiz gunlerde kaybettigimiz degerli gazeteci Mehmet Ali Birand ile sinif arkadasiydilar Galatasaray Lisesi’nde ve Birand soyle demisti Canaydin’in kaybi icin: ‘Baskanligi doneminde cok fazla uzuldu, ve bu onun hastaligini tetikledi’..

Aci ama gercek.. Bu hayatta yapmak istedigimiz guzellikler onune cikartilan engeller, bos yere kirdigimiz kalpler, iyi insanlarin omurlerinden yillar goturuyor belki de.. Biz bunlari bazen hic dusunmuyor olsak da..

(Özhan Canaydın; Galatasaray'a adanmış bir hayat)


Oglu Murat Canaydin ile bitirelim yine.. Kendisine sorulan, hasta olacagini bilseydi Ozhan Canaydin ne yapardi sorusuna verdigi cevapla; ‘Babama bunu sorduk.. Tereddut etmeden, evet yine de gorevimde kalirdim.. Galatasaray’a baskan olmak bu dunyada herseye deger demisti’..

Saygiyla aniyorum seni Ozhan Baskan.. Ve de yazimi senin de her zaman bitirdigin sekilde bitirmek istiyorum;

‘Sevgi ve Dostlukla’

Nils Filmer

Salı, Ocak 22, 2013

Sarkisi Kendisinden Unlu Bir Mistik: Rasputin



Nils FILMER, Bodrum

Bu  sarkiyi, sanirim cok da dusunmeden hemen tahmin ettiniz.. Almanya’da kurulmus unlu grup Boney M’in sarkisinda bahsedilir Rasputin’den.. Ra-Ra Rasputin, Russia’s greatest love machine.. Peki kim bu bahsedilen Rasputin ve onun tarihteki onemi neydi?

Grigori Yefimovich Rasputin, 144 yil once bir 22 Ocak gunu Ural Bolgesi’ndeki Pokrowskoye koyunde dogmustu.. Tarihte ikna gucu cok yuksek, ama ayni zamanda da bir o kadar korkulan (fiziksel goruntusunden dolayi), guclu bir Rus kesis, vaiz ve mistik olarak bilinirdi.. Ozellikle, Car 2.Nikolas ve Carice Alexandra’nin ogullari Alexey’in hemofili hastaligini doga ustu gucleriyle tedavi etmesiyle doneme damga vurmustur.. Doktorlariin uzun tedavi ugraslarina ragmen Aleksey’in kanamalarini durdurmasi uzerine siklikla saraya davet edilen Rasputin, hipnotizma yontemiyle Car’in oglunu iyilestirmistir..


Genclik yillarinda, Rasputin daha henuz 18 yasindayken hirsizlik suclamasiyla tutuklaninca, uc ayligina Verkhoturye Manastiri’na yollandi ve burada din egitimi gormeye basladi.. Kisa bir sure sonra genc adam, Meryem Ana goruntuleri gormeye basladi ve kendini aziz ilan etti.. 1900’lu yillarin baslarinda, uzun suren bir geziye cikan Rasputin’in Yunanistan’a kadar gittigi anlatilir bu gezisinde.. Geri dondugunde ise o artik uzaklardan gelen mistik bir sifaci ve aziz olarak taniniyordu.. Saraya girisi ve Aleksey’i tedavisi de bu doneme denk gelir.. Ic kanamalari siklikla tekrarlayan Car’in kucuk oglu icin, Rasputin her defasinda saraya davet edilmis ve hipnoz seanslariyla Aleksey’i iyilestirmisti..

Papaz Rasputin’in, Car 2. Nikolas’in zamanla yakin bir dostu olmasi hatta sirdasi olarak bile anilmasi, her donemde, her iktidarin basina geldigi gibi, iktidara yakin olmak isteyen diger nufuzlu kisiler arasinda huzursuzluk olusturmaya basladi.. Kimine gore Rasputin, sinir tanimaz bir sarlatandi.. Bazi soylular bu papazin Skopsty Tarikati’na dahil oldugunu ogrenmislerdi.. Bu tarikat, sapkin bir sekilde gunahlardan arinmanin tek yolunun, suc isleyerek arinmak olduguna inaniyorlardi.. Bu da Rasputin’i, bir din adamina yakismayacak derecede sapikca bir ozel hayat yasamaya itmisti.. Icki ve kadin bagimliligi oldugu iddia ediliyordu.. Hatta rahibelere tecavuz ettigine kadar varan iddialar bizzat saraya yakin asil aileler arasinda kulaktan kulaga yayildi.. Bu iddialarin baslica nedenleri arasinda, Rasputin’in Car’a cok yaklasmasi yatiyordu.. Yani bir koylunun..

1.Dunya Savasi donemi baslamisti.. Rasputin savas karsiti goruslere sahipti ve her firsatta bu fikirlerini savunuyordu.. Evet o bir koyluydu.. Ne zaman bir savas yasansa, bundan en cok fakir koylulerin etkilenecegini iyi biliyordu.. Zaten ellerinde hicbir sey olmayan bu insanlar, son varliklarini da savaslarda yitiriyorlardi.. Savas karsiti birinin, hele ki Rasputin gibi tehlikeli bir mistik din adaminin surekli sarayda bulunarak fikirleriyle Car’i etkilemesi cok olasiydi.. Zaten Rasputin de Car’i Almanya ile baris yapmaya ikna etmeye cabaliyordu.. Ote yanda, kandan ve savas ekonomisinden beslenen soylu aileler icin baris ortami, zarar demekti.. Hic zaman kaybetmeden Rasputin icin sonun baslangici olacak sureci baslattilar.. Rasputin bir Alman ajanidir soylentisini yaydilar.. Onlarin kontrolundeki gazetelerde artik hergun Rasputin aleyhinde yazilar cikiyor, ve onun Carlik duzenini yikmaya gelmis biri oldugu savunuluyordu..

Nitekim, Papaz Rasputin kendisine bir vahiy geldigini ve eger Car 2. Nikolay orduyu bizzat cephede yonetmezse savasin kaybedilecegini soyledi.. Bunun uzerine Car savasa katildi, ve ulkeyi yonetmek Rasputin’in kontrolundeki Carice Alexandra’ya kaldi.. Bu da tutarsiz hareketlerle ulke yonetiminde guc kazanan Rasputin’in herseyi yavas yavas mahvetmesiyle sonuclandi.. Sarayi destekleyen gruplar birer birer destegini cekti ve Romanov Hanedani olarak adlandirilan uzun donemin catirdamasi hizlandi..


Toplumda yeterli tepkinin artik olustuguna inanan soylu ailelerden olusmus bir grup, bu ortamdan cesaret alarak 1916 Aralik ayinda Rasputin’i ortadan kaldirdilar.. Olumu de yasami gibi siradisi olmustu Rasputin’in.. Once zehirlendigi iddia edildi.. Ama bu mistik din adaminin vucudu anlasilan zehirden etkilenmemisti.. Ardindan silahla vuruldu.. Ayaga kalkti tekrar vuruldu, ta ki hareket edemeyecek hale gelene kadar bu grup tarafindan olesiye dovuldu.. Hala oldugunden emin olamadiklari Rasputin’i bir beze sararak, Neva Nehri’nin soguk sularina attilar.. 

Cesedi nehirden cikarildiginda, hemen otopsi yapildi Rasputin’e.. Olum sebebi soyle aciklanacakti; agir iskenceye bagli cesitli travmalar ve soguk su kaynakli hipotermi.. Geriye oldukca garip bir hayat hikayesi kaldi.. Sibirya’nin bir dag koyunde baslayan hayat cizgisi bu adami Rus Cari’nin danismani mistik bir papaz olmaya kadar goturdu ve bu asiri uclarda dolasan fikirleri, ile firtinali ozel hayati onun sonunu getirdi..

Nils Filmer

Pazartesi, Ocak 21, 2013

21 Ocak 2013 Ay-Jupiter Birlesmesi

Nils FILMER, Bodrum


Ocak ayinin onemli gokyuzu olaylarina bakinca, sirada 21 Ocak gecesi gozlemleyebilecegimiz, Ay ile Jupiter’in birlesmesi var... Iki gok cismi o kadar yakinlasacak ki, birbirlerine bir kez daha bu kadar yakin olacaklari gelecek tarih 2026 yili olacak.. Siz de eger hava kosullari elverirse, Pazartesi gecesi, mesela 21:00 civari gokyuzune bir bakin.. Piril piril goz kamastiran Ay’in yanibasinda, yanip sonen Jupiter’i goreceksiniz.. Gunes sistemimizin bu en buyuk gezegenini, zaten hemen hemen her gece gozlemleyebiliyoruz ve etmeye de devam edecegiz; ancak Ay ile bu kadar yakin bir sekilde (yaklasik 1 derece) gokyuzumuzu suslemeleri, ciplak gozle gorulebilen olaylar nadir oldugu icin onemli.. Birlesme sirasinda Ay, dolunay konumunda olmayacak.. Ayin 78%’ini goruyor olacagiz..


Bu iki cismi bir arada izlerken, galaksideki konumlarini karsilastirmak belki de olayin ne kadar nadir olabileceginin de bir aciklamasi olur..  Ayin 21’inde Ay, Ocak ayi boyunca dunyadan en uzak konumunda (405,311km) bulunacak. Ayni zamanda Jupiter de Gunes Sistemi icinde bulunailecegi en uc noktada olacak.. 21 Ocak birlesmesinde Jupiter, Ay’in bize olan uzakliginin yaklasik 1600 kati daha uzakta olacak aslinda.. Ay’in Dunya’ya olan uzakligi 1,35 isik-saniyesi olurken, Jupiter ise 37 isik-dakikasi mesafede olacak dunyamiza..

Bu da (37 x 60) / 1.35 = 1644 birim fark yapiyor..

Inanilmaz!

Guney Amerika’da yasayanlarin biraz daha sansli olduklarini da soyleyebilirim.. Cunku kuzeyde bizim goremeyecegimiz sekilde, G.Amerika’da okultasyon olayi da gozlenebilecek.. Yani, Jupiter’in Ay’in arkasindan kayip gececegi gozlenebilecek, tabiki teleskop yardimiyla..

Astronomi boyutunu kisaca ozetledigim bu olayin suphesiz ki bir de astrolojik boyutu var.. Ne yazik ki bu konuda hem bilgili degilim, hem de  dogrusunu soylemek gerekirse cok merak etmiyorum.. Ancak cok sayida meraklisi olan insan olacagini tahmin edebiliyorum.. Bu yuzden sadece bir bilgi verebilirim, birlesme Boga takim yildizi civarinda olacagi icin, muhtemelen Boga burcuna sahip kisiler ve/veya yukseleni Boga olanlar daha fazla etkilenebilir birlesmeden (sadece bir tahmin)..


(Ay'in 2013 yili boyunca her gun hangi evrede oldugunun animasyonu - 21 Ocak'ta 78%'i gorecegiz)

666 milyon km mesafedeki  bu dev gezegen, bize uzaklardan, ama yine de Ay’in yanibasindan goz kirpiyor olacak o gece.. Ilgilenenlere tavsiye ederim :)

Nils Filmer

NOT: Zorunlu olarak eklemeliyim ki, komplo teorilerine bayilan bir milletiz.. Ucsuz bucaksiz Gunes Sistemi’nde sadece dunyadan bakilan perspektif nedeniyle yakin gordugumuz iki cismin birlesmesinin herhangi bir negatif etki yaratmasi imkansiz.. Jupiter’in uzakliginin tam da '666' (milyon km) olmasina ragmen ;)

Cumartesi, Ocak 19, 2013

Bir Sanat Dehasi mi, Yoksa Beceriksiz bir Ressam mi? : Paul Cezanne



Nils FILMER, Bodrum

174. Dogum yildonumunde, Fransiz ressam Paul Cezanne ile ilgili yazilip cizilenlere bir goz attim.. Suphesiz ki, kendi cizdikleri yazilanlarin cok cok otesinde.. Ayni zamanda bir gezgin olan Cezanne, post-empresyonizm akimina yaptigi katkiyla bircok otorite tarafindan ‘Modern Sanatin Babasi’ olarak anildi. Unlu ressamlardan hem Matisse hem de Picasso’nun, Cezanne’i ‘o hepimizin babasi’ diye tanimlamasi bir tesaduf olmasa gerek..

Peki nereden geliyor, ona atfedilen ‘beceriksiz ressam’ yaftasi? Kurator  Idil Ergun’e gore Cezanne yasaminin son donemlerine kadar, sanat cevrelerinde kabul gormediginin kendisi de bizzat farkindaydi.. Oncelikle Paris’te Guzel Sanat Akademisi’ne kabul edilmemesi onda hayal kirikligi yaratsa da, sanatci cevresi sayesinde destek gordu ve calismalarini surdurdu.. Sanat cevrelerinin gormezden geldigi, artik 40li yaslarina gelmis Paul Cezanne’in yetenegini fark edenler, kendisi gibi sanatci olan, kendisinden onceki akim Empresyonist ressamlar oldular.. Pissaro, Monet, Matisse, Renoir, Degas, gibi unlu ressamlar bircok Cezanne resmini edinmeyi ihmal etmediler..


Resim sanatinin teknik detaylarina, konuya hakim olmadigim icin girmek niyetlisi degilim.. Ancak ozetle soyleyebilirim ki, yukarda adi gecen unlu empresyonist ressamlarin tarzindan etkilenen Cezanne, daha sonralari Gauguin ve Van Gogh gibi sanatcilarla birlikte Gec-Izlenimci (Post-Empresyonistler) olarak anilacaklardi..

Genclik yillarinda resim merakini kesfeden Cezanne, Paris’e egitim almak icin gitmek isteyince babasi bundan hoslanmadi ve destek olmadi.. Ama resim tutkusu agir basan Cezanne, 1861’de cocukluk arkadasi, unlu yazar Emile Zola’nin destegiyle gidebildi baskente; her ne kadar Salon Paris isimli Guzel Sanatlar Akademisi’nin sergisinden red cevabi aldiysa da .. Bundan tam 25 yil sonra 1886  yilinda Emile Zola’nin Eser adli kitabi yayinlanmisti.. Iste ne olduysa o zaaman oldu.. Cunku Eser adli kitabinda Zola, basarisiz bir ressamin hayatini anlatiyordu.. Cezanne buna cok alindi ve Zola ile cocukluktan gelen arkadasliklari burada son buldu..

Cezanne hakettigi un ve saygiya olumunden 11 yil once, 1895’te ulasabildi.. Sanat tuccari Ambroise Vollard’in duzenledigi ilk kisisel sergisiyle genis cevreler tarafindan kabul gordu nihayet..Elisabeth Kapnist tarafindan hazirlanan Paul Cezanne biyografisini asagida izleyebilirsiniz (degisik bir yorum olarak)..



Bir sanat eserine, bugune kadar verilen en yuksek meblag nedir, eminim merak ediyorsunuzdur.. Katar Kraliyet Ailesi, Paul Cezanne’in Kart Oynayanlar adinda yaptigi 5 tablodan biri olan resme (tam miktar bilinmemekle birlikte)  yaklasik olarak $250 milyon’dan fazla bir meblag  odemislerdir.. Bu da sanirim, yazimin basligindaki sorunun cevabi icin bir ipucu olmustur ..

Nils Filmer